Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilan ettiği tarih olan 23 Nisan 1920 yılından 4 yıl sonra Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan’ın bayram olarak kutlanmasına, 5 yıl sonra ise çocukların bayramı olarak kutlanmasına karar vermiştir. Ve bu bayramın da dünyadaki tüm çocuklarla birlikte kutlanmasını sağlamıştır. Başka bir devlet yoktur ki, çocuklarına tüm dünyanın şahitliğinde bu değeri versin.
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.” Diyerek, memleket için verdiği her kararda çocukları, gençleri öncelikleyen ve onları geleceğimiz olarak gören Mustafa Kemal Atatürk’ün, fiziksel ve psikolojik şiddete/tacize uğrayan, ölen, öldürülen her bir çocuğumuzda, emanetine sahip çıkamamaktan büyük hicap duymalıyız.
Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak, geçmişten bugüne en önemli konularımızın başında eğitim gelmiştir. Faaliyet alanımız kapsamında, okul yaptırarak, çocuklarımızın ihtiyaçlarını gidermeye çalışarak, mesleki eğitimlerle gençlerimizi meslek sahibi yaparak, meslek yüksek okulları ve üniversiteler ile iş birliği yaparak, gençlerimizin istihdamına katkı sağlayarak, kadına ve çocuklara olan tacize farkındalık yaratarak ve hatta Odamızda bir çocuk meclis toplantısı yaparak, geleceğimize biz de bir tuğla koymaya gayret ettik ve etmeye de devam ediyoruz.
O nedenle, asla yan yana gelmemesi gereken “çocuk, eğitim ve şiddet”in birlikte gündem olmasından büyük üzüntü duymaktayız. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın, gençlerimizin son aylarda okullarda şiddete başvurmasını, peş peşe yaşanan olayları, birkaç kayıp çocuğun çıkışı veya salt aile kaynaklı olarak göremeyiz, görmemeliyiz. Batıda çok yaygın diye de normalleştiremeyiz. Katil olan da bizim çocuğumuz, hayatlarını kaybedenler de.
Konu kuşkusuz uzmanların işi. Ancak, toplumun en önemli unsuru olan evlatlarımızın güvenli ve sağlıklı olma, nitelikli eğitim alma ve mutlu olma hakkını talep etmek de hepimizin sorumluluğundadır. Fiziken ve ruhen sağlıklı olmayan bireylerle bizler ne üretebiliriz, ne de kalkınabiliriz. Ne sokakta güvende oluruz, ne okullarda, ne de işyerlerinde.
Dijital dünyada, sürekli şiddet içerikli görüntülere maruz kalan, duyguları, hayalleri yok sayılan, gelecek endişesi taşıyan, zorbalık yapan veya zorbalığa uğrayan çocuklar, her toplumun öncelikli meselesidir. İçinde bulunduğumuz teknoloji çağı, çocuklarımızın farklı beceriler geliştirmesini gerekli kılarken, onların birer robot olmadığını, duygusal becerilerinin eksik kalmasının nelere mal olduğunu da bizlere acı bir şekilde göstermiştir. Bir çocuğun yetiştirilmesinin maddi-manevi ne denli zor olduğunu deneyimleyen bir baba ve bir dede olarak, yeni kayıp çocuklar olmaması için şiddet dilinden uzaklaşarak, okullarımızda alınan önlemlerle birlikte, öfke kontrolü, duygusal zeka eğitimlerinin de mutlaka müfredata zorunlu ders olarak dahil edilmesinin faydalı olacağı inancındayım.
Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, hayatını kaybeden tüm çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi saygıyla, rahmetle anıyor, ailelerine sabır diliyoruz. Tekrarını yaşamamak dileği ile milletimizin başı sağ olsun. Her daim yüzlerinde gülücük, ruhlarında huzur olması için çabaladığımız çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Çocuklarımızın ışığı, ülkemizi aydınlatmaya devam etsin.