Türkiye özelinde yüksek enflasyonun ve artan maliyetlerle birlikle üretimde daralmanın öne çıktığı, finansmana ulaşmanın zor olmaya devam ettiği yılın ilk yarısında, İran-İsrail-ABD savaşı küresel ekonomiye damgasını vurmuştur.
Altıncı ayına doğru ilerlenen savaşta, hala anlaşma sağlanamaması, etkisi değişmekle birlikte zaman zaman şiddetini artırması, küresel ekonomideki belirsizliği ve riskleri tetiklerken, ihracat ve petrol üstündeki baskıları da sürdürmektedir.
Yılda iki kez yapmakta olduğumuz Ekonomik Değerlendirme Anketi, böylesine zorlu bir süreçte; üyelerimizin ilk yarıdaki performanslarını ve ikinci yarıya ilişkin beklentilerini ortaya koyması ve politika önerilere ışık tutması açısından oldukça önemli çıktılar sunmaktadır.
Ankete katılan firmalarımızın %70’i KOBİ tanımında olup;
İç pazarda firmaların %45’inin siparişleri değişmezken, %28’inde azalma, %27’sinde de artış,
Dış pazarda firmaların %36’sının siparişleri aynı seviyelerde kalırken, %27’sinde azalma, %19’unda artış gerçekleşmiştir.
Ankete katılan firmaların üçte biri Orta Doğu/Körfez Bölgesi’ne ihracat yaptığını ve %68’i de bölge ihracatlarında düşüş kaydedildiğini belirtmiştir.
Çalışan sayısında azalma olduğunu bildiren firmaların oranı bir önceki döneme göre artarak %62’ye yükselmiştir. Çalışan sayısı azalan firmaların %56’sı, 10’dan fazla çalışana sahip firmalardır.
Firmaların %38’i, herhangi bir yeşil dönüşüm stratejisi olmadığını, %64’ü dijitalleşme yönünde yatırımlarının bulunmadığını belirtmiştir.
Yılın ikinci yarısına ilişkin firmaların sadece %47’si üretimde artış beklerken, %55’i ekonomiye ilişkin beklentilerinin kötü olmaya devam edeceğini belirtmiştir.
2026 yılı ilk yarısında faaliyetlerinin önündeki en önemli 3 engel için firmaların;
%21,2’si hammadde maliyetlerinin çok yüksek olmasını,
%16,4’ü döviz kurlarındaki belirsizlik/yetersiz artışı,
%15,7’si işgücü maliyetlerindeki artışı işaret etmiştir.
2026 yılı ikinci yarısına dair riskli görülen en önemli 3 konu;
%28,8 ile kurların baskılanmaya devam etmesi,
%19,1 ile yüksek kredi faizlerinin devamı veya artışı,
%15 ile iç talepte yavaşlama olarak belirtilmiştir.
Yılın ikinci yarısında çözümüne öncelik verilmesi gerektiği düşünülen ilk 3 konu;
%30 ile adalet sistemine güvenin güçlendirilmesi,
%22 ile yatırım ikliminin iyileştirilmesi,
%19 ile piyasa ekonomisinin işleyişine müdahalelerden kaçınılması olmuştur.
Öngörü yapmanın her geçen gün zorlaştığı bir süreçte, ankete verilen yanıtlar göstermektedir ki; firmalarımızın önce faaliyetlerini sürdüreceği, ardından da dünyadaki dönüşüme uyum sağlayacağı yatırımları yapmasına imkan tanıyacak, ihracat ve istihdam artışına destek olacak adımlar atılmalıdır. Unutmayalım ki; “Yakın ülkeden tedarik ve kendi ülkende üret” yaklaşımının öne çıktığı küresel ekonomide, üreten her fabrikanın birer kale gibi korunması gerektiği farkındalığı ile yıkıcı rekabet ortamında sanayimizi dirençli kılacak somut, etkili her adım, ülkemizin kalkınmasına ivme katacaktır.