BAŞKAN'IN MESAJI

KÖTÜNÜN İYİSİ OLMAK YETMEZ

Değerli Sanayici Dostlarım ,
 
IMF’in açıkladığı “Dünya Ekonomik Görünüm Raporu”nda önümüzde durgunluk ve finansal kriz riskinin yüksek olduğu yeni bir dönem olduğu vurgulandı. Bu raporda, dünya ekonomisinin 2009 krizinden bu yana en düşük oran olan yüzde 3 ile büyüyeceği belirtilerek, yeni bir çöküşün yaşanmamasının ancak ABD ve AB liderlerinin reform performanslarına bağlı olduğu bildirildi. Aynı raporda Türkiye’nin bu yıl yüzde 2, gelecek yıl ise yüzde 3,5 büyüyeceği öngörüldü.
 
Ülkemizde ise hepimizin dertli olduğu düşük büyüme, açıklanan verilerle tescillendi. 2. çeyrekteki büyüme yüzde 2,9 ile beklentilerin altında kaldı. Bu rakamla ülke ekonomimiz son beş çeyrektir yavaşlamasını sürdürmektedir. Sanayi üretim endeksimiz ise Ağustos ayında yüzde 1,5’luk bir azalma yaşamıştır.
 
Bu rakamlar bize halkımızın harcamalarını, özel sektörün ise yatırımlarını azaltma yönünde hareket ettiğini göstermektedir. Hükümet bu manzara karşısında 2012 büyüme beklentisi olan yüzde 4’ü yüzde 3,2 ile revize etmiştir. 2013 içinde bu rakam yüzde 5’den, 4’e revize edilmiştir. Yani, 2012 ve 2013 yıllarının büyüme açısından şimdiden kaybedilmesi öngörülmektedir. Bu bir siyasi tercihtir. Yani, 2013 ve 2014’de ekonomimizin hızlı büyümesi istenmemektedir.
 
Düşen büyüme performansı sadece dış talep ile sağlanmakta, iç talep ise nerdeyse sıfıra yakın sürmektedir. Diğer yanda ise potansiyel Suriye riski, iç ve dış pazarda coğrafi bir daralmaya neden olmaktadır. Özellikle Suriye konusu sadece Suriye’ye yapılan ihracatı engellememiştir, oradan ulaşılan 11 ülkeye ihracatımızda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Sınır ticaretine dayalı ekonomisi olan illerimiz durumdan olumsuz etkilenmiştir. Savaş riski ticaret ve yatırıma bakışı olumsuza çevirmiştir. Global görünümde ise IMF’in raporunda belirtildiği gibi,  2013 ve sonrası ABD seçimleri sonucunda oluşacak yeni politikalara ve AB’li liderlerin sağduyulu yaklaşımlarına bağlanmıştır. Bu duraksamanın ülke ekonomisine etkisini Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’ın; “ fazla fren yapmaktan, balata kokusu gelmeye başladı”  sözü gayet güzel açıklamaktadır.
 
Ekonomik faaliyetlerde daima verilen örneği hepimiz biliriz, “bisiklette pedal çevirmeyi bıraktığın an düşersin”. Biz sanayiciler de uygulanan para politikası ve mali politikaların ekonomiyi durdurma noktasına doğru götürdüğünü görüyor ve karar alıcılarını dikkatli olmaya çağırıyoruz.  
 
Evet, büyümenin yavaşlaması ile cari denge açığını küçültüyoruz ama; büyümenin yavaşlaması ile Gayri Safi Yurt İçi Hasıla da ( GSYİH)  düşeceği için, cari açığın GSYİH’ya oranının da yüksek seyretme riski yüksektir. Bu durumun Türkiye’nin global ekonomik tablolardaki yerini olumsuz etkileyeceğini de hesaba katmak şarttır. 
 
Bu ekonomik tablonun bütçe gelirleri kısmına bakıldığında ise, yavaşlayan ekonomi döngüsü vergi gelirlerinde düşüşe neden olmaktadır. Hükümet ise bütçeyi toparlayabilmek için dolaylı vergilere yüklenmektedir. Dolaylı vergilerin artışının iki kaçınılmaz sonucu vardır. İlki, enerji girdilerinde yaşanan son zamlar gibi, maliyete direk etki yapan üretim girdilerindeki artışın taşınamaz hale gelmesi ve rekabette geriye düşmektir. Diğer etkisi ise, dolaylı vergilerden kaçmak isteyen ekonomik faaliyetlerin kayıt dışına kaymasıdır. Kayıt dışı da, hem kayıt içinde üretenleri haksız rekabet içinde bırakmakta, hem de devletin finans dengelerini bozmaktadır. OECD ülkelerinde yüzde 30’larda olan dolaylı vergilerin payı, ülkemizde yüzde 70’lere yaklaşmıştır. 
 
Bu noktada son yapılan elektrik zamlarına özel bir yer ayırmak gerekir. Dış pazarda ve iç pazarda yaşanan durgunluk döneminde gelen bu zamlar sanayiciyi iyice bunaltmıştır. Kur baskısı nedeniyle ihracat gücü düşen sanayicimiz, bir de düzenli hale gelen bu zamlarla rekabet gücünü iyice yitirme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Dış pazarlarda rakibimiz olan ülkelerde kullanılan enerji fiyatları ile bizlerin kullandığı enerji fiyatları arasında ciddi farklar vardır. Bu farkları sübvanse ederek ihracatta öne çıkmak çok zordur.    
 
İç ve dış pazarlarda, özellikle AB pazarında yaşanan yavaşlama ve daralmanın getirdiği sıkıntı nedeniyle yapılan bu tür fiyat artışlarını ürünlerimizin satış fiyatlarına da yansıtma şansı ortadan kalkmaktadır. Sanayici çok uzun süredir, para kazanmadan iş yapmanın yarattığı finansal darlıklarla boğuşurken bu fiyat artışları işimizi iyice zorlaştırmıştır. Bizler sanayimizin temel girdilerinin dünya standartlarına çekilmesini isterken, bu standartlar ile aramız gittikçe açılmaktadır. Global krizin faturasının en kolay yol olan enerji üzerinden çıkarılmaya çalışılması düşüncesinin, sanayi, üretim ve istihdam üzerinde yaratacağı negatif etkiler ciddi olarak hesaplanmalıdır. Ayrıca, özellikle enerji girdilerinin ülke ithalatına yaptığı baskıyı da göz ardı etmemeliyiz. 75 milyar dolara ulaşan cari açıkta, 54 Milyar dolara varan enerji ithalatının payı, bizlere enerji dosyasına çok daha ciddi olarak bakmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.        
 
2001’de yaşanan krizi hepimiz hatırlıyoruz. Bu kriz sonrasında, böyle krizlerin bir daha yaşanmaması için yapısal değişimlerin gerçekleştirilmesi gereği bir kez daha ortaya konmuştu. Ancak, Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan “2012-2013 Küresel Rekabet Gücü” raporunda 144 ülke arasında inovasyonda 55’inci, makro ekonomik ortamda 55.inci,  teknolojik hazırlıkta 53.üncü sıradayız. Genel küresel rekabette ise 43.üncü sıraya gelmişiz. Bu sıraya 50.inci sıradan geldiğimize bakarsak mutlu olmalı, ama önümüzdeki 42 ülkeyi görüp çok ciddi bir şekilde düşünmeliyiz. Bu raporda 3. grup olarak adlandırılan “inovasyona dayalı, katma değeri yüksek, bilgi üreten ekonomiye sahip ülkeler” grubuna aday olan 21 ülke arasında olmamız bir umut olsa da, 2023 Türkiye’si hedefinde o gruba aday değil, o grubun içinde bulunmak olmalıdır. 

 


Ender YORGANCILAR
Yönetim Kurulu Başkanı

Başkanın Önceki Yazıları



Şifremi hatırlat


Lütfen mail adresinizi veya firma sicil numarasını giriniz.

Not: spam maillerinizide kontrol ediniz.